Nasıl ki coğrafyanın canlılığı ormanlarıyla, akarsularıyla, karıyla ve yağmuruyla mümkün oluyorsa!.. Toprağında yapılan tarımsal etkinliklerle yüzlerce, binlerce çeşit ürün yetiştiriliyorsa!.. Denizlerin içerisinde dışındaki hayatla simetrik bir canlı ortam varsa; balıklarıyla yosunlarıyla vb çeşit canlısıyla!.. Kütüphnelerin canı da insandır değerli okurlarım… Kütüphanelerdeki canlılığı sağlayan da insan akışıdır…
Ne zaman bir kütüphaneye adım atsam, bir mabede adım atmış gibi bir duygu kaplar benliğimi. Kitapların büyülü dünyasıyla bütünleşmiş okurları görünce kalp atışlarını hissederim kütüphanelerin.
Kütüphaneyle ilk tanışmamız Güney Orta Okulu Kütüphanesiyle oldu 1965-1969 arasında… Bizim analar babalar nesli okur yazar değildi. Onun için evlerimizde okumayla ilgili kültürel bir ortam da yoktu. İlk okul yıllarında kütüphaneyle bir işimiz olmadı ya da olamadı…
Yokluk yılları yaşandığı için, analar babalar bir üst sınıfa geçen öğrencilerin kitaplarını satın alırlardı yarı fiyatına. Kitap sayfalarındaki kurşun kalem karalamaları silinerek hazırlanırdı okunması için ders kitapları…
Ders kitaplarının dışındaki kültür kitaplarının bulunacağı tek mekân okul kütüphaneleri olduğu için o dönemlerde arı kovanı gibi işlerdi okul kütüphaneleri de…
Teneffüslerde okul bahçesinde gezinen üçlü beşlü grupların konuşma gündeminde okudukları romanların kahramanları olurdu hep. O gruplara girebilmeniz için sizin de söz edilen romanı okumuş olmanız gerekirdi haliyle…
Hem orta okul hem de lise yıllarında kitabı sevdiren oluşumlardan birisi de yıl başından üç beş gün önce edebiyat öğretmenlerimizin sınıf içinde çektirdikleri kura ile arkadaşları eşlemesi ve yeni yıl hediyesi olarak birbirimize kitap hediye etmemizi sağlamaları olurdu.
Güney’den çıkışımı sağlayan sınav başarımın gerisinde yatan dayanağın okuduğum kitap kültürü olduğunu çok yıllar sonra fark etmiştim ayrıca.
Aydın Lisesi ve Nazilli Lisesi yıllarının ardından Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanınca DTCF’nin bağımsız beş, altı katlı olan ve asansörle inilip çıkılan kütüphanesini görmek ister istemez kitaplara olan bakışımızı ve kitap okuma kültürümüzü kamçılayan etkenlerden birisi olmuştu haliyle…
Ankara deyince bizim kuşağın anılarında ölümsüz yer eden bir diğer mekân da Millî Kütüphane’dir elbette; Müdürü merhum Dr. Müjgan CUMBUR ile birlikte
3 Mart 1978’de Uşakta öğretmenliğe başladıysam da aynı yıl yazın evlenince eş durumundan Denizli Lisesi’ne gelince 11 yıl Denizli İl Halk Kütüphanesi’nin girdisi çıktısını gören bir evde oturmuştuk. İşte yine arı kovanı tabir ettiğimiz işlerliği yaşamıştık yıllar boyunca il Halk Kütüphanesinde…
1983-1991 arasında görev yaptığım DAL Denizli Anadolu Lisesi’nde ve aynı çatı altındaki Anafartalar Lisesi’nde kütüphane oluşumunu gerçekleştirmek nasip olmuştu bize… 1994Haziranında Öğr. Gör. Olarak geçiş yaptığım PAÜ=Pamukkale Üniversitesi’nin İncilipınar Kampusundeki(Şu an göremezsiniz) kütüphanesi öğretmen okulu yıllarından intikal eden bir kütüphaneydi…
PAÜ Kınıklı Yerleşkesi oluşumu beraberinde PAÜ Kütüphanesi’nin büyümesini de gerçekleştirmişti.
Son yıllarda Denizli merkezde yeniden yapılan Denizli İl Halk Kütüphanesi ile Müftü Ahmet Hulusi Efendi Külliye Camisinin alt katında açılan kütüphaneler Denizli adına övünç duyulacak muhteşem birer kütüphane oluştur.
2018’den bu yana yaşadığımız İzmir’in Karşıyaka ilçesinde yer alan “ Hoca Mithat İlçe Halk Kütüphanesi” ilk tanıştığımız kütüphane oldu İzmir’de… Karşıyaka Lâtife Hanım Köşk Kafe’de yakın zamanda kaldırılarak Çatı Bostanlı’ya taşıtılan minik Kütüphane’nin oraya ayrı bir kültür havası kattığını şimdi ise suyu çekilmiş havuzlara döndüğünü hatırlatmak isterim.
Devamında İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi’yle tanıştık Müdürü Veli Caner ve güler yüzlü personeli sayesinde. Nerde mi? Kazım Dirik Caddesinde kirada oldukları mekanda. 1 Ekim 2024’te Konak’taki Subay Orduevi ile Devlet Tiyatrosu karşısında yeniden yapılan modern binalarına taşınmalarıyla birlikte daha çok uğrar olduk yeni mekanlarına. Unutmadan ekleyeyim: Müdür Veli Caner sayesinde Bornova Edebiyat Müze Kütüphanesinin havasını da kültür sanat etkinlikleri vesilesiyle solumuş olduk…
İzmir Millî Kütüphane’nin, İzmir’de özel yerlerden birisi olduğunu hissetmek için havasını solumak ve yaşamak gerekiyor haliyle…
İzmir ve kütüphane deyince, projektörleri biraz da tarihin dehlizlerine tutmak gerekiyor haliyle:
MÖ 220-159 yılları arasında inşa edilen Bergama Kütüphanesi, Mısır’ın İskenderiye ‘deki Büyük Kütüphane’den sonra 2. Sırada gelen, döneminin en ünlü kütüphanelerinden birisi olmuştur haliyle. Bergama’da kullanılan parşömenin İskenderiye’de kullanılan papirüsün yerine icat edildiğine dair efsaneyle de karşılaşabilirsiniz …
Kitapsız bir medeniyetin oluşamayacağını herkes bilir. Bugün Batı dünyasının duygu merkezinde İncil vardır, Hz. İsa vardır, İslâm dünyasının duygu merkezinde Kur’an vardır Hz. Muhammed vardır.
Ikra /Oku!.. Emriyle başlayan bir inancın mensuplarıyız. Ne zaman ki kitapların taşıdığı bilgilerden uzaklaştık sadece tekrarlanan bilgilerin kulvarında kaldık o noktadan itibaren gerilemeye ve küçülmeye başladık. Batı ise kitaplarda saklanan bilgileri ortaya koyup teknolojiye taşıdığı andan itibaren karanlık çağdan aydınlık çağa geçmeye başladı…
Günümüzde bilgiye ulaşmak bir parmak ucuyla bir tuşa başkam kadar kolaylaştı ve yakınlaştı. Çocuklarımızı küçük yaştan itibaren bilgi teknolojilerinden uzaklaştırmak bir yana, doğru kullanma eğitimiyle doğru olanla buluşturmamız gerekiyor.
Ülkemizin sahip olduğu genç nüfus zenginliğini ve varlığını bu yönde kullanmak durumundayız. Toplu taşım araçlarında: Uçaklarda, trenlerde, otobüslerde ellerinde cep telefonu ya da tabletle meşgul olanların hepsi vakit geçirmek için onunla oynamıyor. Bilakis, emaillerine cevap veriyor, siparişlerini alıyor, sipariş veriyor, bahka hesaplarından para gönderiyor.
Bu türden insanlar için büro kavramı teknolojiyi kullanabildikleri her yerdir ve zaman sınırlaması yoktur.
Tabletlerde taşıdıkları 500 kitaptan istediklerini istedikleri yerde istedikleri sürede okumaktadırlar… Halbuki hiçbir yolcu yanında 500 ‘ü bırakın da 50 kitap bile taşıyamaz…
O halde kütüphane kavramını geleneksel yapılarıyla severken, yeni çağın sunduğu dijital kütüphaneler gerçeğiyle de kabullenmeli ve saygıyla, sevgiyle karşılamalayız…
Evet… ATATÜRK’ümüzün dediği gibi: “Hayatta en hakikî mürşîd ilimdir!..”
Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi de ”İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır!..”
Yunus’umuzu da unutamayız haliyle:
“İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir!..”
Bilginin ilmin evi; yeri yurdu da kütüphanelerdir…
“ 61. Kütüphaneler Haftası” kutlu olsun…
KARŞI/YAKA’DAN… SEVGİLERİMLE…
Yorumlar
Kalan Karakter: